Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AMERİKAN YAVRU ÇÜRÜKLÜĞÜ (Bacillus larvae white)
#1
Bal arısı larvalarında görülen ve larvaların çökerek çürümesiyle sonuçlanan çok tehlikeli bir yavru hastalığıdır. Kolonide işçi arı, erkek arı ve hatta ana arı larvaları bu hastalığa yakalanabilir. Gerekli önlemler zamanında alınmazsa hastalık bütün arılık ve çevredeki kovanlara çok kısa bir sürede yayılabilir.


ETMENİ


Amerikan Yavru Çürüklüğünün etmeni Bacillus larvae (white) adı verilen sporlu bir bakteridir. Bu bakteri ilk defa Amerikalı araştırıcı Dr. G.F. White tarafından 1904 yılında bulunmuştur.


MİKROBUN DAYANIKLILIĞI


Bacillus larvae, dezenfektan maddelere karşı oldukça dayanıklıdır. hayat süresi çevreye bağlı olark değişebilmektedir. Spor formutoprakta 60 yıl, kovanda 33 yıl 100oC ısıtılmış balda en az 30 dakika yaşayabilmektedir. Temel petekte ise 45 yıl, eritilmiş balmumunda ise sabit 72 derecede 5 gün, 116 dereceye kadar ısıtılmış balmumunda ise 20 dakikaya kadar yaşayabilir.


HASTALIĞIN BULAŞMA ŞEKİLLLERİ


Petek gözleri içinde gelişmekte olan arı larvalarına Bacillus larvae sporlarıyla enfekte olmuş (bulaşmış) besinlerin ağız yoluyla alınması sonucunda bulaşmaktadır. İşçi ve erkek arı larvaları ilk üç gün arıs ütüyle beslendiklerinden hastalığa yakalanmazlar. Ancak daha sonraki günlerde bal ve polenle beslendikleri için hastalığa yakalanma riski artmaktadır. Larvaların bakımından sorumlu işçi arılar taşıdıkları yavru besinleri ile birlikte bakteri sporlarını da gözlere bırakırlar. Hastalığı taşıyan (portör) ve bulaştıran arılar hastalığa yakalanmazlar.

Amerikan yavru çürüklüğü çok bulaşıcı ve sporların canlı kalma gücü fazla olduğu için, arıcı çalışması esnasında her türlü alet ve ekipmanla farkında olmadan hastalığı yayabilir.

Örneğin; hastalıklı bir kovandan diğerine yavrulu çerçeve aktarmak, hasta arıları kuvvetli kovanla birleştirmek, kaynağı belli olmayan ballarla kolonileri beslemek, bulaşık eski kovanlara arı aktarmak, yağmacılığa fırsat vermek vb. gibi yollarla hastalık yayılabilmektedir. Ayrıca hastalık :

- Kovanlarda zarar yapan Mum güvesi (Galleria mellonella) gibi bazı böceklerle,

- Doğal ve suni oğullar ile,

- Bulaşık temel petekler ile,

- Genç tarlacı arıların kovanlarını şaşırması ile,

- Bulaşık kovan nakilleri ile temiz bölgelere yayılmaktadır.

Larvadaki Hayat Devresi

Hastalığın bulaşması ile larvanın yaşı arasında ters bir orantı vardır.
Örneğin; yumurta açılımından sonraki ilk 53 saat içinde genç larvada herhangi bir bulaşma olmamakta fakat bu süreden sonra larva hastalığa hassas gelmektedir. (Woodrow 1941)

Larvalar, işçi arıların taşıdığı bulaşık besinlerle hastalık sporlarını ağız yolu ile sindirim sistemine alırlar. Sporlari larva vücuduna girdikten yaklaşık bir gün sonra barsağa geçer. Barsakta gelişen sporkar, basil (çomak) formunu alır ve buradan kan sıvısına geçerek çoğalmaya başlarlar. Basillerin larva kanına karışması sonunda larvalarda hastalık şiddeti artar. Basiller kısa sürede, prepupa ve pupa dönemine girmiş larvanın barsak çeperini tamamen eriterek vücut boşluğuna yayılırlar. Bakterinin spor ve basilleri ile bulaşık yavrular 9-11 gün sonra ölürler.

Ölü larvalar işçi arılar tarafından kovan dışına atılmay çalışılr. Bazen kolayca temizlenemeyen birçok petek göz tehlikeli bir enfeksiyon olarak kolonide kalır.


HASTALIĞIN BELİRTİLERİ


Kuvvetli kolonilerde yeni bulaşmış hastalığın farkına varmak oldukça zordur. Hastalık ilerledikçe arı sayısında bir azalma başlar. Aktif ve çalışkan arılarda tenbellik ve halsizlik göze çarpar.

Hastalığın başlangıcında uçuş deliğinin önünde, açık veya sırlanmış gözlerden sökülüp atılan henüz tam kurumamış koyu renkli larvalara rastlanır. Bundan başka :

1- Kovan kapağı açıldığında, ısıtılmış tutkal kokusu veya bozulmuş balık kokusu hissedilir.

2- Kapalı yavru gözleri normalde olduğu gibi muntazam(Hafif yukarı doğru tümsek) değildir. Ana arı, temizlenmemiş gözler nedeniyle düzgün yumurta bırakamaz.

3- Bazı kapalı yavru gözlerinin üzeri toplu iğne büyüklüğünde delinmiş,renkleri solmuş ve hepsi içeri doğru çökmüştür.

4- Ölümler, az sayıda açık larva döneminde görülürse de daha çok sırlanmış petek gözlerinde olmaktadır.

5- Yavrular öldükten sonra gözün iç yan yüzeyine uzunlamasına yapışmış bir halde kalarak çürümeye başlar.

6- Başlangıçta ölü larva kalıntısı yapışkan bir kıvam alır. Rengi koyulaştığı zaman bir kibrit çöpü ile çekilecek olursa kalıntının 4-10 cm. kadar lastik gibi uzadığı görülür.

7- Ölü yavrunun rengi donuk, beyazdan açık kahverengine sonra da çikolata gibi koyu kahverengine dönüşür.

8- Yavrular pupa döneminde ölmüş ise dil sertleşerek yukarı doğru kalkık halde kalır. Hatta bazan sır tabakasını delerek dışarı çıkar.

9- Kovan kapağı açıldığı zaman işçi arılarda bariz bir şekilde görülebilecek tedirginlik gözükür.

10- Kovanların uçuş deliği izlemeye alındığı zaman, işçi arıların düzensiz uçuşlar yaptıklarını, bal ve polen toplamada gerekli performansı gösteremediklerini görebilirsiniz.

Bu on maddelik ön izleme açıklamasından sonra Laboratuar çalışmaları hakkında da bilgi verelim.



LABORATUVARDA TEŞHİS YÖNTEMLERİ



Hastalığın Amerikan yavru çürüklüğü olduğundan emin olabilmek için laboratuvarda bazı teşhis yöntemlerini kullanarak bulaşık örneklerin kontrolü yapılmalıdır. Adı geçen yöntemlerin bir kısmı aşağıda açıklanmıştır.



HASTALIĞIN ÜLKEMİZDE BULUNUŞU



Bodenheimer (1942) Türkiye çapında yapmış olduğu bir anket çalışmasında kolonilerde hastalıktan şikayet eden arıcıya pek rastlanmadığını sadece Muğla, Manisa, Çorum, Tokat ve Mardin’de birkaç kovanda larva hastalığı görüldüğünü yazmaktadır. Bu konudaki ilk resmi kayıt ve teşhis 1947 yılında Kırklareli’nin Pınarhisar İlçesinden gönderilen hastalıklı petek numunesine aittir. Daha sonra 1951 yılında Eskişehir’den alınan ve Ankara Zirai Mücadele Enstitüsü’ne gönderilen şüpheli bir petek nümunesi teşhis edilemeyince derhal Almanya’ya yollanmış ve bu petekde de Amerikan Yavru Çürüklüğü etmeni bulunmuştur.

Ziraat Vekaleti 1955 yılında Edirne, Muğla, Burdur, Balıkesir, Eskişehir, Ankara, Kastamonu ve Amasya olmak üzere 9 ile yayılmış olduğunu bir tamim ile İl Teknik Ziraat Müdürlüklerine bildirmiş ve tedbir alınmasını emretmiştir. Ayrıca bir sirküler yayınlanarak hastalığın tanınması, bulaşma yolları, korunma ve tedavi yöntemleri açıklanmıştır. Bütün bu uyarılara rağmen hastalık 1955-1965 yılları arasında Ülkemizin diğer coğrafi bölgelerine yayılmaya devam etmiş , konuyla ilgili herhangi bir karantina önlemi alınmadığı için de hızla temiz bilinen diğer bölgelere de bulaşmıştır.

Türkiye Kalkınma Vakfı’nın Entegre Arıcılık Projesinin Arı Hastalıkları Teşhis Bölümündeki görevli uzmanlar, 1991 yılında ülke genelinde yaptıkları laboratuvar çalışmasıyla Amerikan Yavru Çürüklüğüne, Avrupa Yavru Çürüklüğü kadar yoğun olmasa da hemen hemen bütün bölgelerde bulunduğunu saptamışlardır. İçinde bulunduğumuz 2000’li yıllarda artık Yavru çürüklüğü hastalıklarından korkacak bir durumun kalmadığı ancak geç kalındığında, yıllar önceki durumlarla yüz yüze kalınacağını bir kez daha vurgula- makta fayda görmekteyim.

Günümüz laboratuar ortamlarındaki araştırmalar sonucunda geliştirilen Antibiyotik’ler sayesinde, teşhis konulan yavru çürüklüğü hastalıklarıyla mücadele ve tedavi süreci çok kısa bir sürede hastalığın ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır.

Unutmayalımki hastalıklara karşı duyarsız kalışınız, önce bireysel ekonominizin, sonunda ülke arıcılığımızın gerilemesine yol açacaktır.



HASTALIKTAN KORUNMA



Hastalığın bulaşma yollarının en düşük seviyeye indirilmesi için şu hususlara dikkat edilmelidir :

1- Hastalık taşıyan arılı kovanlar kesinlikle nakledilmemelidir.

2- Zayıf kovanların birleştirilmeleri ve yavrulu çerçeve takviyesi gibi uygulamalar, hastalık kontrolünden sonra yapılmalıdır.

3- Arılık, kovan ve kullanılan bütün araç ve gereçler, arıcılık malzemeleri temiz tutulmalı, dezenfekte edilmeli, etrafta petek, bal vb. gibi artıklar bırakılmamalıdır. Kovan kontrolünden sonra arıcı ellerini sabunlu suyla yıkamalı , kullanılan aletler aleve tutulmalı veya %l0’luk sodalı su ile yıkanmalıdır.

4- Kullanılan temel petekler hastalık etmeni taşımamalı, daima sterilize edilmiş bal mumu kullanılmalıdır.

5- Kovanlar kuvetlendirilmeli gerektiği zaman şurup ve kekle arılar beslenmelidir. Kekin hazırlanmasında kullanılacak süzme balın, hastalıkla bulaşık olmamasına dikkat edilmelidir.

6- Hastalık çok ilerlemiş ve ilaçla tedavi şansı kalmamış ise, kovan gövdeleri hariç çerçeveler arısıyla birlikte yakılmalıdır. Kovan gövdesinin iç kısmı, primüz lambası ile yakılarak mikroplar öldürülmelidir.

7- Kovan içinde yaşayan Mum güvesi, Yakı böceği, Arı biti gibi zararlılar ile mücadele edilmelidir.

8- En önemli faktörlerden biri olan, ital kaynaklı balmumu kullanımından kesinlikle uzak durulmalıdır. Ülkemiz arıcılarının ihtiyaçları olan, temel petek ihtiyaçlarının karşılanabil mesi için, ülke vatandaşlarımızı süzme bal tüketimine karşı bilgi ve yönlendirme çalışmalarının acilen yapılması gerekmektedir.


HASTALIKLA MÜCADELE (Kültürel Tedbirler)


Arılarınızda tespit ettiğiniz her hangi bir hastalık hususunda, kimyasal mücadeleyi başlatırken, kültürel tedbirleri de beraberinde yürütmek zorundasınız. Arılığınızla ilgili çevre şartlarını derhal gözden geçirerek, tespit ettiğiniz aksaklıkları ortadan kaldırma veya düzenli hale getirme hususlarını yapmalısınız.

Arı hastalıkları, alınması gereken tedbirlerin zamanında alınmamasından kaynaklan- maktadır. Temiz arıcı-sağlıklı arı demek, sağlıklı arı ise yüksek verim ve sağlıklı üretim demektir.

Amerikan yavru çürüklüğü her ülkede “İhbarı Mecburi hastalıklar” arasına girmiştir. Hastalığın yoğun olduğu bölgelerde devlet, karantina önlemleri almakta ve hasta kovanlara bedeli karşılığında bulaşık koloniyi imha etmektedir. Bunun için tarladaki arılar kovana döndükten sonra, kovanlar arılıktan uzak bir yere götürülmekte içine benzin emdirilmiş şeritler konularak yakılmakta ve arılar peteği ve balı ile yok edilmektedir.

Hastalık yeni başlamış ve hemen farkına varılmış ise ilaçla tedavisi mümkün demektir. Bu durumda koloni dezenfaktan olarak kullanılan bazı kimyasal maddeler yardımı ve ilaç olarak kullanılan bazı antibiyotiklerle tedavi edilebilir.


DEZENFEKTAN MADDELER


Bu maddelere genel anlamda dezenfektan veya antiseptik maddeler adı verilmektedir. Mikroplara vücut içinde tesir eden antiseptik, vücut dışında tesir edenlere dezenfektan maddeler denilmekte ise de bu iki terim yanlış olarak birbirinin yerine kullanılmaktadır.

Hastalık yapan çeşitli mikroorganizmaların dezenfektan maddeler kullanılarak yok edilmesine dezenfeksiyon denir. Dezenfeksiyon kimyasal vaya fiziksel yöntemlerin cansız nesnelere, (örneğin arıcılık alet ve ekipmanları, boş kovan gövdeleri, körük, maske, eldiven vb. gibi.) Doğrudan uygulanması ile hastalık etmenlerinin öldürülmesi demektir. Ancak dezenfektan olarak kullanılan çoğu belirli mikroorganizma grupları üzerinde etkilidir. Bunların bir kısmı virüs ve tek hücreli zararlı mikroorganizmaları yok ederek etkisiz hale getirebilirlerse de bazı dayanıklı bakteri ve mantar sporları üzerinde kesin etkili değillerdir. Bu durumda sterilizasyon işlemine başvurulmalıdır.

Potasyum Hipoklorit (KC10) : Çamaşır sodası olarak da bilinir. Metal şurupluklar, el demiri, körük, ana arı ızgarası, maske, eldiven gibi malzemeler, 5 lt. kaynar suya katılan 500 mlt. çamaşır sodası çözeltisinde 5-10 dakika kadar tutulur. Sonra bol su ile durulanıp güneşte kurutulur.Bir fırça yardımıyla metal malzemelere ilaçlı su sürülür. Daha sonra aletler durulanır.

Küllü su : Potasyum Hipoklorit yoksa (çamaşır sodası) metal arıcılık malzemeleri % 1’lik küllü suda 1 saat kaynatılarak dezenfekte edilebilir.

Zefiran : 100 mlg. 10 gram Benzalkonyum klorür ihtiva eder. Maske, eldiven gibi giysilerin sterilizasyonu için 1/4000’lik eriyiği tercih edilmeli, çözelti için mutlaka saf su kullanılmalıdır.


İLAÇLA TEDAVİ


Önce ilaçla tedavi edilecek koloninin ana arısı ve arılık içinde kabartılmış boş petekler bulunan temiz bir kovana silkelenerek aktarılır. Bulaşık kovan primüz ile yakılarak sterilize edilir. Hastalıklı çerçeveler yavrusuyla birlikte yakılır ve yeni kolonide tedavi ilaçlamasına başlanır. Bunun için en etkili Sulfonamidlerden sodyum sülfathiazol ve Antibiyotiklerden Terramycin (Oxytetrasiklin) kullanılmalıdır.


TERRAMYCİN UYGULAMASI


Terramycin 1950 yılında Streptomyces rimosis’ten elde edilmiştir. Bu antibiyotik hasta kolonilere hem ilkbahar hem de son baharda şurupla verilebildiği için, arıcılar tarafından uygulaması Sodyum Sülfathiazole oranla daha avantajlı bulunmuştur. Eğer Terramycin tablet halinde satılıyorsa 250 Ml’lık l tablet, bir fincan suda eritildikten sonra l lt şuruba karıştırılmalıdır.

Hastalığın seyrine göre verilen tedavi dozu miktarı koloni başına 250 ml.’dır. Yoğun bulaşmalarda dozu gelişi güzel artırmak, fayda yerine zarar getirebilir. Zira B. Larvae nin Terramycine karşı dirençli ırklarının meydana gelme olasılığı mevcuttur. Bu endişe ile Amerika’da her iki kimyasal maddenin kullanma dozu ve uygulama prensipleri, eyalet ve federal yasalarla düzen altına alınmıştır.

İlaç uygulaması şurupla yapılmalı, 4 gün ara ile 3 defa tekrarlanmalı ve her koloniye l lt. şurup verilmelidir. Şurup hazırlanırken, kaynamış şurup sıcaklığı 30 dereceye düştüğü zaman antibiyotik katılmalı ve iyice karıştırılmalıdır. Hazırlanan şurup, dışarıda uzun süre bekletilmeden ve ışık altında tutulmadan hemen kovanlara verilmelidir. Zira terramycin, eriyik hale getirildiği zaman etkisini kaybetme ve çabuk dekompoze olma (bozulma) özelliği taşıyan bir antibiyotiktir.


NEO-TERRAMYCİN UYGULAMASI


Son yıllarda arıcılarımızın büyük bir kısmı Terramycin yerine Neo Terramycin kullanmaya başlamışlardır. Aslında bu antibiyotik; kümes hayvanları, küçük ve büyükbaş hayvanların tedavisi için hazırlanmıştır. Arılar için henüz ruhsatlı olmamasına rağmen yaygın halde kullanılmaktadır.

Neo-Terramycin, geniş spektrumlu etki alanı olan oxytetrasiklin ve bazı belirli gram pozitif ve gram negatif patojenlere üstün spesifik tesire sahip bulunan neomycin ile kombine edilmiş olduğundan bakteriyel barsak enfeksiyonlarında üstün bir koruma ve tedavi sağlamaktadır.

Oxtetrasiklin, arı larvasının sindirim siteminde etkilidir. Buradan absorsiyon ile kana geçer, böylece sekonder bakteri enfeksiyonlarına mani olur. Neomycin ise sindirim siteminin hassas dokuları için bile toksik olmadığından emniyetle kullanılabilir. İlacın tedavi dozu miktarı l.5 gr dır. ilaç uygulaması şurupla yapılmalı, şuruplama 3 gün arayla 3 veya 4 defa
tekrarlanmalıdır. Koloniye verilen ilaçlı şurup miktarı l Lt’den fazla olmamalıdır.


Havalar soğuk gidiyor ve arılar şuruba gelemiyor ise, Terramycin veya Neo-Terramycini toz halinde pudra şekerine karıştırıp vermek daha uygun olur. Bunun için 60 gr. pudra şekerine 3 gram antibiyotik katılmalı ve çerçevelere serpiştirilmelidir.


GENETİK ÇALIŞMALAR


Almanya’da l958 yılında, doğal seleksiyon ile Amerikan yavru çürüklüğüne karşı dirençli olan “BROWN HATTI” elde edilmiştir.

Dikkatinizi çekerim ki, l958 yılında Almanya’ nın doğal seleksiyon ile elde ettiği Brown hattı arıyı, l996 yılında KSÜ de vermiş olduğum arıcılık kursunda yaklaşık yarım saat anlatarak Kahramanmaraş arıcılarını bilgilendirmiştim.

Kursun son gününde, panelist olarak Ankara’ dan katılan bazı uzmanlara bu arı hakkında sorulan soruya ADETA SAĞ ELLE SOL KULAK TUTMA BENZETMESİ GİBİ, uydurukça cevaplar verilerek meselenin üstü kapatılmıştı.

Hatta bu ırkın Yurdumuza getirilmesini ve l958 yılında elde edilen bu tür bir arıdan ana arı üretiminin yaptırılması neticesinde, Amerikan yavru çürüklüğü ile ayrı bir koldan daha mücadele yapılabileceği söylendiğinde, panelistlerden bir tanesinin, ELLERİNDE YETERLİ KAFKASA IRKI DAMIZLIK ÖZELLİĞİ TAŞIYAN METERYALLERİN BULUNDUĞUNU BÖYLE BİR GİRİŞİME HİÇ GEREK KALMADIĞIN SÖYLEMİŞTİ.

Değerli meslektaşlarım, bu kadar hassas ve titiz oluşumun sebebi mesleğime olan saygı ve meslek aşkından kaynaklanmaktadır.
Almanyanın l958 yılında elde ettiği ve Amerikan yavru çürüklüğü gibi illet bir arı hastalığına karşı dirençli olan bir arı ırkının, yurdumuza getirilmesi için girişimde bulunmamanın altında nelerin olduğunu sadece şahsi kanat ve görüşüme göre anlatmaya çalışayım.

Bilemiyorum, acaba ilaç firmalarıyla anlaşmamı vardır,
Özellikle benim dediğim doğrudur, başkaları hiçbir şey bilmezler ilkesimi hakimdir,

Yoksa devlet büyüklerimize yani ilgili resmi kurumlarımıza bu arı ırkı hakkında bilgi verildide onlar sanki ilgilenmiyorlar imajımı ortaya konmak isteniyor,
Bu kısa açıklamalardan sonra, tüm arıcı meslektaşlarımdan özür dileyerek, biz bu cennet vatanımızı çooook seviyoruz, BU VATANA LAZIM OLAN VE FAYDALI YÖNLERİ VE MİLLİ EKONOMİYE KATKIDA BULUNACAĞI BİLİNEN HER TÜRLÜ METERYALİ YURDUMUZA GETİRMEYEN VEYA ENGEL OLANLARI KENDİ ÖRÜMCEK KAFALARIYLA BAŞBAŞA BIRAKALIM.

Belki fazla hassasım ancak, dünya devletleri nerde bir gelişme varsa hemen oraya akın ederken, bizim Ülkemizin yetkili vatandaşları yerinde say marş ilkesini cüzdanından hiç çıkarmıyorlar.

Bu kolonilere hastalıklı petekler takıldığı halde hastalık belirtisi görülmemiş, böylece dirençliliğin kalıtsal olduğu kanıtlanmıştır.

Bakınız bu ifade o kadar önemli bir ifadedir ki, yurdumuzda bulunan diğer arı ırklarımıza her hangi bir sebepten dolayı bulaşan Amerikan ve Avrupa yavru çürüğü hastalıklarının arılarımızı ne hale getirdiği hepinizce bilinen bir gerçektir.
Başa gelen çekilir düşüncesine boyun eğerek, elde bulunan müdahale hakkımızı kullanmamak gibi bir acizliği zaten kabul edemeyiz.

Ancak böyle bir ırk söz konusu iken, Devletler arası canlı hayvan ithal hakkı olduğu gibi ihraç hakkı da bulunmaktadır.

Belki ömrüm olur görürüz belki de göremeyiz. Ancak kendi kişisel girişimlerimden hiçbir sonuç elde edemedim.

Şunuda belirteyim, yıllar önce bir ZAKKUM üzerinde yıllarını vererek çalışmalar yaparak kanser hastalarına şifa kaynağını bulduğunu ispat eden bir ZAKKUMCU Dr. Vatandaşımızın başına, bu vatanımızın havasını soluyup, suyunu içen ve tüm imkanlarınıda bu vatandan elde edenlerin neler yaptıklarını mutlaka duymuşunuzdur.

Bakınız böylesine hayati önem taşıyan ve bir çok insanımızın hayatını kaybettiği kanser hastalığına karşı buluş yapan Saygıdeğer ve taktire şayan bu Dokturumuz Avrupa ülkelerinden bir tanesi ile anlaşarak gerekli üretimi gerçekleştirdi.

Şimdi bu cennet vatanı ülkemizi sırf maddi potansiyel olarak görenlere yazıklar olsun demekten ve VARSA Kİ SANMIYORUM VİJDANLARIYLA baş başa bırakıyorum.

Dünya hiç kimseye baki kalmayacaktır, sadece geriye kalan veya ileriki yıllara ışık tutacak olanlar dürüst muamele ve sistemler zinciri olacaktır.
Brown Hattı (Kahverengi arı) arı hakkında, vermiş olduğum kurs sırasında gerekli bilgileri arıcı meslektaşlarıma verdiğim halde, bu ırkın ülkemize getirilebilmesi hususunda maalesef yetkili kurum ve kuruluşlardan hiçbir yardım göremedim.

Acaba bizim arıcı meslektaşlarımız böylesi harika özellikleri olan arı ırkına layık mı görülmediler?

Yoksa ülke bazında ana üretimi yapan kurumlarınmı işine gelmedi anlamış değilim.

Buradan bütün arıcı meslektaşlarıma tavsiyem Amerikan Yavru Çürüklüğü hastalığına karşı aşırı derecede hassasiyet göstererek mücadelesini iyi öğrenmeli ve bunun diğer arı hastalıklarından farklı olduğunun bilinmesi gerektiği kanaatindeyim.
ARININ ZAYIFI OLMAZ ARICININ ZAYIFI OLUR.
ahmetbirbilen46@hotmail.com
Cevapla
#2
s.a ahmet hocam
çevremizde ki bazı arıcı arkadaşlardan duyuyorum arı yavru çürüklüğü varmış yeni başlamış. kovanı sarmış. vs.
hamdolsun şu ana kadar ilk bahar daki arıların yavrunun üzerini saramayıp üşütmesi dışında bir şey yasamadım.
tabi oda birazda benim ihmalkarlığımdan oldu. yeterince daraltmadım yada sabah güneş varken öğlen kar yağıp mevcudun bazıları geri gelemedi ve kovan ısısını kaybetti.
tabi öğrendikçe dikkatimiz arttı hamdolsun 3-4 senedir bir sıkıntı yok..
şimdi sormak istediğim şu.
ilk başta yazdığım durumlar var.
arı da ki erkek arı butun kovanlara girip çıkıyor ben arımı dışarıdan gelebilecek yavru çürüklüğü
hastalığına karşı TEDAVİ amaçlı uygulama mı yoksa KORUNMA amaçlı başka bir ilaçlama yöntemi mi kullanmalıyım. umarım düşüncelerimi anlatabilmişimdir.
bu konuda bilgi ve deneyimlerinize ihtiyacım var yardımcı olursanız memnun olurum..
S.A

Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi